SON DAKİKA

Türk Divan Şâiri Fuzûlî’nin Mezhebi

Bu haber 14 Şubat 2018 - 10:20 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Türk Divan Şâiri Fuzûlî’nin Mezhebi

Şair Fuzuli’nin mezhebiyle ilgilenmek neyinize diye sorarsanız, sadece meraktan diyebilirim. Zira şiirlerini severek okurum ve lakin yıllarca ben onu Ehl-i Sünnet zannederken Şia olabileceği ihtimalini işitince bütün dikkatim dağıldı ve bu hususu araştırmaya karar verdim. Bu yazı da bunun neticesi meydana geldi.

Fuzuli’nin Şia olma ihtimali meğerse Osmanlı Devletinde bile gündeme gelmiş ve bu hususta kaynaklarda malumatlar yerini almıştır.

Katip Çelebi, Fuzuli’nin Matlau’l-İ’tikad adlı eserini İmamiyye mezhebinin görüşleri istikametinde kaleme almıştır der. (Katip Çelebi, Keşfü’z-Zunun, c. II, Dersaadet 1310, s.455)

Fuzuli, bu eserinin İmamet bahsini anlatırken İmamiyye mezhebine göre imamet silsilesinden bahseder. (Matla’u’l-İ’tikad Fi Ma’rifeti’l-Mebdei ve’l-Mead, s. 87-89) Ayrıca Fuzuli, eserinde bütün mezheplerden bahsetmiştir, yalnız Şia mezhebini anlatmamıştır. Sadece imamet bahsinde, imamet hususunda Ehl-i Sünnetin görüşünü iki cümle, Mutezilenin görüşünü iki cümle ile izah etmesine karşılık Şia’nın imamet nazariyesini uzunca açıklamıştır.

Fuzuli, Bağdat Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından fethedildiğinde, devlet adamları ile sıkı irtibata rağmen İstanbul’a getirilmez. Yahya Kemal bunu Fuzuli’nin Şii olmasına bağlıyor. Kınalızade Ali Çelebi, Katip Çelebi ve Mehmed Fuad Köprülü de Fuzuli’nin Şiiliğini ikrar ederler. Köprülü şöyle der:

Fuzuli’nin sünni olmadığını anlamak için, sadece şiirlerinin tetkiki dahi kafidir. Onun Türkçe ve Farsça divanlarını sair Sünni şairlerin divanları ile karşılaştırınca, mesele kendiliğinden tevazzuh eder. Mesela Fuzuli naatlarında ilk üç halifeden bahsetmemiştir. Fuzuli’ninbundan ziyade imam ve şah-ı velayet kasidelerine karşı, Sünniliğine delil olarak gösterilebilecek yegane parçaları, Kanuni Süleyman’ın Bağdad fethi münasebeti ile söylediği ile söylediği kasidedeki “banda olmuş münteşir feyzi İmam-ı Azam’ın” mısraı ile Leyla ve Mecnun mukaddimesindeki naatın çar-yar’dan bahseden birkaç beytinden ibaret gibidir. Mamafih bu mahdut mısraların bile ne gibi şartlar dairesinde yazıldığı ve Şiilikte ‘takiyye’ esasının mevcudiyeti düşünülecek olursa, bunların Sünnilik delili olarak kullanılamayacağı kolayca anlaşılır. Osmanlı ve Safevi hanedanları arasındaki siyasi rekabetin Sünnilik-Şiilik mücadelesini en had bir şekle soktuğunu ve Şiilerin tekfir ve katlolunduğu bir sırada Bağdad’ı yeni fetheden padişaha sunduğu kasidede şairin bu kadar bir cemile göstermesi zaruri idi. Bunun gibi Leyla ve Mecnun mesnevisinin de Osmanlı hakimiyeti devrinde yazıldığı unutulmamalıdır. Mamafih bu samimi şair takiyye hususunda lazım gelen itiyadı kafi derecede gösterememiş ve eserlerinde Şiilik ruhunu daima ihsas ettirmiştir.

Gerek Osmanlı mesnevicilerinin, gerek Nizami, Cami ve Nava’i gibi, Sünni şairlerin mesnevilerinde ‘çar-yar’dan ayrı-ayrı bahsedilmesi ve medhlerin yalnız Ali’ye inhisar ettirilmemesi umumi bir kaidedir. Fuzuli’nin bu eski edebi ananeye rivayetten, Osmanlı hakimiyeti zamanında dahi, daima uzak kalması gözden uzak tutulamaz. Ayrıca onun Safeviler devrinde yazdığı kaside ve mersiyelerde Şiilik ruhu çok barizdir.” (Köprülüzade Fuat, Fuzuli Külliyatı, İstanbul 1924, s. 10-15, Fatih Şeker, Türk Dikkati, Dergah Yayınları, İstanbul 2016, s. 166-167.)

Şairi Şiiliğe nispet etmeyi mümkün kılan bir başka vaziyet de Matlau’l-İ’tikad fi Ma’rifeti’l-Mebde’ive’l-Mead’da Sünnilik propagandası yapmasa da Sünniliğe karşı çıkmaması, dahası bazı yerlerde Gazzali’yi aktüel hale getiren bir tavır sergilemektedir. (Fatih Şeker, Türk Dikkati, s. 167.)

Zaten, Fuzuli, İmam Gazali-İbn Sina tefrikinde İbn Sina’ya hak verir ve “Allah külleri bilir ama cüzleri bilemez” iddiasını savunur. (Fatih Şeker, Türk Dikkati, s. 179)

Muhammed et-Tanci, Fuzuli’nin felsefe ve kelamla alakalı eserleri kaynaklardan okumadığını sadece el-Milel ve’n-Nihal kitabından veya Mevakıf, el-Makasıd, et-Tecrid şerhlerinden ve bunlara benzer diğer medresi kelam kitabından nakletmekle yetinmiştir. (Matla’u’l-İ’tikad Fi Ma’rifeti’l-Mebdei ve’l-Mead, naşir: Muhammed bin Tavid et-Tanci, terc: M. Es’ad Coşan-Kemal Işık, Server İletişim Yayınları, İstanbul 2014, s. 17.)

Tanci’ye göre Fuzuli bu eserini Osmanlı Devleti idarecileri nezdinde bir mevki elde edebilmek için telif etmiştir. (age, s. 18)

Şimdi bir de Fuzuli’nin Hadikatü’-Süeda adlı eserine göz atalım, zira bu kitabında Şii olduğu alenen ortaya çıkmaktadır. Bu eserinin pek çok yerinde direkt veya dolaylı olarak Şia meylini anlıyoruz ama en net bilgiyi şimdi zikredip diğerlerine geçmek istiyorum. Fuzuli, Kerbela olayını anlatırken şöyle diyor:

“Bundan sonra Hz. Hüseyin, Zeynel Abidin’i önüne aldı. Ona dede ve atalarından yadigar kalan emanetleri teslim etti. Bunlar, Kelamullah, Fatıma’nın Mushaf’ı, Cifr-i Ebvaz, Cifr-i Cami, Kıyamet ilmi ve baki ilimlerdi ki, bunları İmamlardan başkasının zabtı mümkün değildir. Bunları ona teslim edip onu da Vacibü’l-Vücüd hazretine teslim ve emanetine” (Hadikatü’-Süeda (Ermişlerin Bahçesi, sadeleştiren: M. Faruk Gürtunca, Huzur Yayınevi, İstanbul 2013, s. 440)

Bu cümleler Fuzuli’nin Şii olduğunu göstermeye kafi. Ve aynı eser için ikinci bir ifade etmemiz gereken husus, Fuzuli Gadr- Hum olayını Şii kaynaklarda nasıl geçiyorsa o şekilde anlatmıştır:

“Rivayet edilir ki Veda Haccı’ndan sonra Medine’ye dönülürken yolda Gadir Hum (Eğri Göl) denilen yere geldikleri zaman cemaatla namaz kıldıktan sonra Hazret-i Muhammed sordu:

-Ben iman edenlere kendi nefislerinden daha ileride değil miyim?

Orada hazır bulunanlar hep birden:

-Evet ya Resulallah! diyerek tasdik ettiler.

O zaman Hazret-i Muhammed, Hazret-i Ali’nin elinden tuttu ve şöyle dedi:

-Her kimin ben efendisi isem, Ali de onun efendisidir. Ey Ulu Tanrı, O’na düşmanlık edene sen de düşmanlık et. Onunla dost olanlara sen de dost ol. Onu hor tutanı sen de hor tut. Ve ona yardım edene sen de yardım et. Ve Hakk’ı ona, nerede bulunursa bulunsun, yakın et..

(…)

Hazret-i Muhammed, bu hikmetli sözlerden sonra sordu:

-Ey Kavm, beni Ahiret ülkesine çağırdılar. Doğru yolu muhafaza için o yöne yüz tutacağım. Hilafet sırrımın zuhura geldiği  yer iki yüce emirdendir. Biri Kur’an, biri de Ehl-i Beyt’imdir…” (s. 130-131)

Fuzuli, Hazret-i Ali’nin doğumunun mucizevi olduğunu ve Kabe’de vuku bulduğunu anlatmıştır. Ve bu mucizede mezkur zatın Ebu Talib’i müjdeleyerek oğlunun Peygamber’e vasi olacağını haber vermiştir. (s. 193-194)

Yine ileriki sayfalarda Hayber’in Fethini anlatırken rahip ile Hz. Ali’nin konuşmasını anlatan Fuzuli Hz. Ali’nin şunu dediğini ifade etmiştir:

“Ben Peygamberin vasisiyim.” (s. 208)

Fuzuli bir sonraki sayfada şöyle demiştir:

“Vakta ki, Hilafet mesnedi, Ali’nin mübarek ayağı ile Arşa kadar yükseldi ve o makama mübarek geçişiyle toprak merkezinde karar kıldı.” (s. 209)

Fuzuli, Yezid’e lanet etmekle kalmamış, onun imansız gittiğini söylemiştir. (s. 254)

Kerbela Matemi’nin Hz. Fatıma’ya vahiy olarak bildirildiğini ve bu yas günlerini Kıyamet Gününe kadar gerçek Müslümanların yaşatacağını ifade etmiştir. (s. 325)

Bu eserin sonunda klasik 12 imam sırasıyle sayılmış, bunların masum olduğu iddia edilmiş ve 12. İmam Mehdi olduğu zikredilerek

“İmamiye mezhebi gereğince imamlık silsilesi onda son bulmuştur.” (s. 513-515)

Netice-i kelam, Fuzuli’nin Şii olduğu hakikate en yakın beyandır.

Harun Çetin (Araştırmacı, Yazar)

Harun Çetin
Harun Çetin[email protected]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Önceki yazıyı okuyun:
ABD İstihbarat Raporu: YPG, PKK’nın Suriye’deki Milis Gücü

ABD Kongresine sunulan istihbarat raporunda YPG'nin "PKK'nın Suriye'deki milis gücü" ve "otonom bir bölge arayışında" olduğu belirtildi. ABD Ulusal İstihbarat...

Kapat